Özellikle karşıtların (karakterlerin ve duyguların) birbirini çektiği gerçeğini sıkça kullanan romantik komediler, 'mutlu son'a ulaşmak için gereken çatışma noktalarını da hep bu karşıtlıklardan beslenerek sağlıyor. Örneğin 'kadın avcısı' bir erkekle 'mazbut' bir kadının mutluluğu birbirlerinde bulmasının gerçek hayattaki karşılığına çok az rastlasak da, romantik komediler bunu 'masalsı bir aşk'a çevirme ustalığını gösteriyorlar çoğu zaman. Kısacası, romantik komedileri gerçeklikten kopukluklarıyla 'modern masal' formunun sinemadaki yansımaları olarak görmek doğru olur diye düşünüyoruz.
Romantik komediler değilse de komediler konusunda yetkinleşmiş bir isim olan Howard Deutch'un yönetiminde çekilen "Arkadaşımın Aşkı", klişelere sırtını dönmüş gibi görünmesine karşın, özellikle finale doğru yürüdüğü sahnelerde kendini klişelerin tuzağına kaptırıp sıradanlaşan bir romantik komedi izlenimi veriyor. 'Kadın avcısı' bir kahramanla (anti kahraman demek daha doğru olur) tanıştırıyor film bizi önce. Tank denen bu adam, 'nefret ettirme' potansiyelini kullanarak para karşılığı ilişkileri 'yoluna koyma' işi yapıyor, başarılı da oluyor çoğu zaman. Ondan koşarak kaçan kadınlar, sorunlu sevgililerinde arıyorlar teselliyi. Ama Tank'in en yakın arkadaşına da aynı muameleyi çekme isteği devreye girince işler tersine dönüyor. Arkadaşının abayı yaktığı kadına da benzer numaraları çekiyor, ama bu durum 'karşıtların birbirini çekmesi' prensibine takılıyor ve kendini sırılsıklam âşık olmuş halde buluyor kahramanımız...
Murat Özer-www.beyazperde.com