Ders mi Ters mi?

Taraflı tarafsız herkesin hatta hepimizin Beşiktaş'ı şampiyon ilan edip Başakşehir'in ikinciliğinin de tehlikede olduğunu söyleyip durduğumuz haftanın sonunda Başakşehir takımı çok güzel bir ders verdi.

İlk 20 dakikada skoru bulan ve de daha da fazlasını bulabilecekken fırsatları değerlendiremeyen Başakşehir takımını kutlamak gerekir. Ama rakiplerinin hataları ama beceriksizlikleri nedeniyle şampiyonluk yarışında kaldığı söylense de böyle bir takımın ligin sonlarına doğru halen daha zirvede olmasının adı tesadüf olmamalı ve olamaz da.

Hakem için söylenecek çok şey var ama mağlubiyetin sebebi hakem değil. Çünkü bu takımın efsanelerinden Vedat Okyar" Beşiktaşsan hakemi de yeneceksin" dememiş miydi?

Gelelim Beşiktaş'a...

Yenilgiden dolayı herkes Şenol Güneş'i eleştirecektir. Testi kırıldıktan sonra akıl veren çok olur misali bir yaklaşımla hocaya eleştiri okları atılacaktır ancak, hocanın Başakşehir karşısında formsuz ya da hatalı olduğunu kabul etmek gerekir. Aslında hatası sene boyunca devam eden konulardan ibaretti.

1- Kadroyu sadece 14-15 kişiyle oluşturması. Örneğin, Gökhan İnler yokmuş gibi davranmanın anlamı nedir, bir türlü çözemiyorum. Atiba'nın sürekli oynatılması ve dinlenmesine fırsat verilmemesi, hatta ve hatta her noktada kendisinden istifade edilmeye çalışılması emeğin sembolü olan Kanadalı'nın pilinin bitmesine sebep oldu.

2- Özellikle dış saha maçlarında rakip defansın arasına forvet oynaması için Cenk'i ilk onbirde başlatmak, rakibe "üstüme gel" demek gibi bir şey. Aboubakar varken ve de çok şükür bir cezası yokken sakat bile olsa forvet hattında direkt olmalıdır.

Yenilen gollere gelince tamamen umarsızlık ve hatalar zincirinin eseri. İlk golde Atiba yerinde değil ve Marcelo'nun çok basit bir çalım yemesi kabul edilemez. İkinci golde ise, Attamah kendisinden uzun Cenk ve Talisca'nın arasından yükselerek topu alıyor ve savunmanın arkasına - ne kadar da ofsayt olsa da- topu bırakabiliyor. Cenk rakibi korkutamıyor. Rakip, Cenk'ten çekinmiyor. Aboubakar olsaydı, rakip olduğu gibi savunmada çakılı kalırdı.

Oğuzhan, öyle maçlar oynuyor ki; bir bakıyorsun resital sunuyor bir bakıyorsun ki saklambaç oynuyor. Nedense bu saklambaç oyunları da kritik maçlarda oluyor ve hakikaten saklanıyor. Beşiktaş, Oğuzhan'a güvenerek bir maçı çeviremiyor. Oyun içinde isyan edecek oyuncuların başında gelmesi gerekirken  bunu gerçekleştiremiyor.

Daha çok eleştiriler yapılır ama gerek yok. Şampiyonluk yolunda ciddi bir avantajı devam ettiremeyen siyah-beyazlıların önünde ezeli rakibi ile oynayacağı maç ve bu maç sonucunda şampiyonluğu perçinleme şansı var ki bu çok daha büyük bir keyif verecektir. Sanırım siyah-beyazlılar böyle bir fırsatı da geri çevirmezler.

Şampiyon olunsa bile rakibini yenemeyen bir Beşiktaş olacağını da unutmamak gerekir. 

Bunun yanında Beşiktaş'ın borcu da açıklandı ki, iyi gidiyor dediğimiz ve gelirleri arttı dediğimiz Beşiktaş'ın borçları da aldı başını gidiyor. Takım şampiyon oldu, ikinci şampiyonluk yolda, oyuncu satışları var ve bedelsiz alınan oyuncular çok ancak, hata nerede? Saha içine çevrilmeye zorlanan gözler esaret altında mı, şampiyon olalım da gerisi önemli değil modunda mı yoksa böyle gelmiş böyle gider yanlışında mı? Peki bu kadar borç varken transfer rüyaları gören taraftar gerçeklerin farkında mı? Aslında yazılacakları ve sorulacakları seneler önce sormuştuk ancak, Beşiktaş'ı düşünmek yerine Beşiktaş'tan geçinmeyi dert edinenlerin transfer duyumculuğuna kafa yorması ve de "banane" tarzındaki yaklaşımları nedeniyle yalnız kaldık. 

Şampiyonluk gelsin konuşuruz demeyelim, şampiyonluk gelmiş neyin derdindesin diye düşünmeyelim yeter. 

Şampiyonluk zaten gelecek ama herkes şapkasını önüne koyup bir düşünsün, nerede hata yaptık diye? Ya ders olacak ya da tersi olacak...

Nedim Güngör