Suç var, suçlu yok

Fanatik Gazetesi yazarı Orhan Yıldırım'ın bugünkü köşe yazısı büyük yankı uyandırdı

Suç var, suçlu yok


Yıllardır Beşiktaş’ta aynı şeyleri üzülerek görüyoruz. Rahmetli Süleyman Seba’dan beri, Serdar Bilgili, Yıldırım Demirören ve şimdi de Fikret Orman. Her şey takımın başarısı üstüne kurulu. Yani günü birlik. Kulübe; Akaretler, Fulya, Pendik ve Ümraniye gibi yerleri kazandıran Seba, nasıl ayrıldı ortada. 100. yıl şampiyonluğunu getiren, kurumsal yapı ve şirket kurup halka açan Bilgili, kumpas ile ayrılmak zorunda kaldı. Birçok yıldızı futbol ve basketbola kazandırıp kulübü dünya markası haline getiren, hala 103 milyon alacağı olan ve lafını bile etmeyen Demirören kimseye yaranamadı. Yapılamaz denilen stadı yapan, üst üste iki şampiyonluk yaşatan Orman, şimdi itibarsızlaştırılıyor. Yarın kim gelecek? Gerçek suçlu olanlar ise el üstünde tutuluyor. Nasıl mı, ona bakalım...

Güneş tutulmasın

Takımın bu hallere gelmesinde sorumlu teknik patrondur. Güneş’in isteyip alınmadığı iki oyuncu var. Burak ve Volkan Şen. İkisinin de son durumları ortada. Güneş’in bunlar dışında isim olarak talep ettiği kimse yok. Mevki veriyor, yönetim alıyor. İyisi de, kötüsü de başkan ve ekibine yazıyor.

Hocanın bağı kopmuş

Takım ile arasında sıkı bağlantısı olan Güneş, geçen yıl Fenerbahçe derbisinde yaşananların ardından bunu kaybetti. Sezon başı kampına Negredo’yu almadı. Larin, Love ve Mustafa’yı götürüp İspanyol golcüyü kadro dışı bırakması, sanırım hocanın durumunu ortaya koymaya yeter. Kamp ve sonrasında, takım dışında her şey ile uğraştı. Özellikle de, medyada hakkında yapılan eleştirelere taktı. Son olarak para krizi ile tavan yaptı. Genk maçı öncesi takımı kampta iken, başkana pres yapıp medya önüne çıkarak motivasyon dağıttı. Ertesi gün evinde farklı yenildi. Aynı Genk’e deplasmanda kök söktürttü.

Para konuşmadığı doğru

Ücretlerin belli kurdan sabitlenmesi ve yerlilere lira ödenmesine, Terim ile birlikte karşı çıkan oldu. Güneş, Beşiktaş ile para konuşmadığını söyledi. Bu doğru! Hoca bu konuda bir ilke imza attı. Rahmetli Seba’dan günümüze kadar görev alan çok hoca oldu. Milne, Rasim Kara, Scala, Toshack, Daum, Lucescu, Tigana, Feldkamp, Rıza Çalımbay, Samet Aybaba, Biliç gibi.. Bunlardan hiçbiri görev başında iken başkan ile görüşmeye menacerini göndermedi. Geldiğinde birebir konuşan Güneş, kazanılan iki şampiyonluk sonrası, temsilcisi Deniz Türkel’i başkanın karşısına gönderip, yıllık ücretine yüzde yüz zam istedi. Para konuşmadım olayı bu!

Çebi’den sonrası...

Bu olumsuzlukların ortaya çıkması, eski ikinci başkan Ahmet Nur Çebi’ye bağlı! Zira Çebi, Ümraniye ile Dolmabahçe arasında bir duvar idi. Hoca, oyuncular ve personelin maddi manevi sıkıntılarını aşıp, başkana sonra bilgi veriyordu. Çebi devam etmeyince, başkan duvara tosladı! Neye uğradığını şaşırdı. Bu da kendi tercihi olduğu için, şikayetçi de olmadı. Ancak sorunlar dışarı taşınca büyük sıkıntı içine düştü.

Çözüm kolay

Hocanın paranın peşinde koşup takımı, ikinci plana itmesi. Oyuncuların isteksiz olması. Düşen performans. Nakit ödemelerde yaşanan sıkıntı. İstikrarsız kadro ve alınan kötü sonuçlar. Tatmin etmeyen futbol... Ve geri kalan ne varsa hepsi aşılabilir şeyler. Yeter ki, gerçek suçlular yüzünü balçık ile sıvamasın. Başarıda öne çıkanlar, tersi olduğunda sorumluluk alsın.

Paralar nerde

Son olarak, başkana paralar nerede deniliyor ya... Hukuk ve danışmanlık adı altında çok yüklü ödemeler gösterilmiş. Bunları örtülü ödenek gibi düşünün. UEFA kriterlerine uyum süreci içinde muhasebe teknikleri de denilebilir. Başkana sorduğumda ‘yıllık 120 milyon faiz yükü var’ demişti. Sadece futbol takımının geçen yıl ki, maliyeti 93 milyon Euro. Diğer branşlar, personel saymıyorum bile. Gelir gider arasında 200 milyonluk fark da var. Çok özet olarak bunların ışığında asıl başkana sorulması gereken şu olmalı; “Bu çark nasıl dönüyor?” Yiğidi hep beraber vuralım, ama hakkını da yemeyelim.


ORHAN YILDIRIM