Güven Taner ile çok özel
Beşiktaş transfer haberleri , bjk takımının son dakika haberleri,beşiktaş puan durumu, bjk videoları, beşiktaş resimleri, çarşı tezahüratları ve marşları
Spor basının mihenk taşlarından biri Güven Taner. Bu mesleğin duayenlerinden. Buluşma noktamız, bir alışveriş merkezinin içinde var olan bir restaurant. Sevgili Güven Taner ile içeri adımımızı attığımızda birden insanların bize bakışları değişmeye başladı. Güven Taner sevgisi insanlarda bir başka. Herkes ona bir şeyler soruyor. Buluşma yerimize vardığımızda da pek bir şey değişmedi. Oranın çalışanlarından Varol sağ olsun Güven abiyi soru yağmuruna tuttu. Kendisi bu arada Fenerbahçeli. Yani Beşiktaşlısından, Fenerbahçelisine Galatasaraylısına kadar herkes Güven abiye bir şeyler soruyor. Dayanamadım. Sordum. “Abi her zaman böyle mi diye” verdiği cevap beni şaşırtmamıştı. “Her zaman böyle Serkancım” dedi. İşte üstadı hazır yakalamışken Beşiktaş hakkında sorduk. Üstat da bizi kırmadı, cevapladı. İşte Karşınızda Türk Spor Basınının duayen isimlerinden Güven Taner röportajı:Sezon açıldığında ilk 6 hafta Beşiktaş tökezleyince herkes Beşiktaş’ı yarışın dışında göstermeye başladı. Spor yazarları skora göre yorum yaparken Beşiktaş’a daha mı az tolerans gösteriyorlar?
Maçın nasıl oynandığı ve maç sonuçları ayrı ayrı üretim değerlerini ifade ederler. Bir takım peş peşe puanlar yitiriyorsa, yanı sıra elbette lig yarışındaki iddiasını da yitirir.
Yorumcunun burada dikkat edeceği, maç yitirmelerin nedenlerini iyi irdelemek, yerli yerinde saptamaktır. Yanı sıra o dönemde puan kaybı olmayan ya da az olan rakiplerin nasıl bir güçle üretim yaptıklarını doğru görmek, tümünü bir yarış içinde değerlendirmeye almaktır.
Bir takım, eğer kaybederken, kazanabileceği, rakipleri de kazanırken kaybedebileceği izlenimini veriyorsa; önceden kaybedenin kazanabileceği, önceden kazananın kaybedebileceğini bir arada akla getirmek olasıdır. Nitekim Fenerbahçe ile Galatasaray hiç maç kaybetmeden Beşiktaş’a 12 puan fark attılar, sonra çok kayıplara uğrayıp, o süreçte kaybetmeyen Beşiktaş’a yakalandılar!
Bu olasılığı görmek kadar, değer verip dile getirmek de önemliydi. Ben o değeri verdim, bunların olabileceğini yazdım, söyledim.
Yorum için futbol tekniğini bilmek yetmez, düşünme tekniğini de biliyor olmak gerekir.
Gol yollarında sıkıntı yaşadığı bilinen bir gerçek ama Beşiktaş gol de yemiyor. İlk yarının sonunda kalesinde sadece 10 gol görmüş bir takım var. Medya’da Beşiktaş değerlendirilirken bu nokta göz ardı edilmiyor mu?
Bir takımı değerlendirmek için tek tek maçları ele almak da yararlıdır, ancak gerçeğe en yakın sonucu maç gruplarına bakarak yakalarsınız. Bir de hedefe her takım aynı yöntem ile gitmez bunu da ıskalamamak gerekir.
Söz gelimi Galatasaray’ın hücum silahları çok. Sağdan, soldan göbekten oyun kurma şansı var, karambol golcüsü, uzak şut atanı var…
Fenerbahçe’nin bireysel silahı güçlü… Kayseri ve Bursa’nın motivasyon (güdüleme, isteklendirme) ve konsantrasyonda (kendini vermede) ‘süreklilik’ avantajı bulunmakta.
Beşiktaş’ın da takım savunması güçlü. O zaman teknik adamları takımların bu güçlü yanlarından yararlanarak oynamalıdır. Öyle de yaparlar. Ne yani, savaşa girip elindeki en güçlü silahı kullanmayacak mı? Mustafa Denizli de elindeki silahı kullanıyor… Bunu beğenmeyen beğenmez, onlar da düşüncelerinde özgür.
Beşiktaş’ın en büyük sorunu olan gol kısırlığı nasıl çözülebilir?
İyi başardığı takım savunmasının ilkelerini değiştirmeden, hücum eksiklerini gidermekle. O da özetle şöyle olur: Önce futbolunu hızlandıracak. Dikine oynayacak, topu gevelemeyip çabuk kullanarak hücuma çıkacak. Hücum adamları ve orta alandan hücuma patlayanlar form tutacaklar. Ve… İlle son vuruş becerilerini geliştirecekler. Rakibi şaşırtan en önlenemez güç, topu çabuk kullanmanız ve elbette doğru yere kullanmanızdır. Bunun için de topu atacak kadar, alacak olanın da doğru yerde bulunması gerekir.
Bir de Ocak’ta, işe yaramayan hücumcuları yarayacak olanlarla değiştirmek çözümde çok etkili olacaktır.
Bu gol sorunun altında bir oyun kurucu eksikliği yatmıyor mu?
Evet yatıyor. Ancak oyun kurucu kimdir, onu iyi belirlemek gerekir. Oyunu, eğer belli özelliklere sahip üstün yetenekli tek adamınız yok ise tüm takım kurar. Bunun çalışmasını yaptırır hocaları. Becerinizi tek adama bağlar iseniz, rakip sizi çok daha iyi kontrol eder.
Günümüz futbolu tek adama dayalı oynanmıyor. Takım oyunu içinde işini iyi yapanlara bağlı oynanıyor. İlle de öyle oynanacak ise bunun için çok özel adam bulmak gerekir. Onlardan hem çok değil, hem az olanları çok çok pahalı. Bizim ligde kurtarmaz!
Beşiktaş’ın elinde olanlar derseniz… Delgado sakat. Sağlam da olsa özel bir adam değil. Çok sıradan. Onu bir kurtarıcı gibi beklemek yanlış. Tello mu, Yusuf mu? Hayır hayır hiç biri değil. Çünkü onların fizik gücü 30 dakikalık falan. Günümüz futbolunda iddialı olmak için beceride, verimlilikte ‘süreklilik’ gerekiyor. Beşiktaş’takiler zorlama oyuncu kurucu… Kahraman’ın olmadığı yerde üretilmiş zoraki kahramanlar.
Ocak ayında Beşiktaş’ın yabancı kontenjanından kaynaklanan bir sorunu var. Beşiktaş, bir yabancı oyuncusu ile yollarını ayırmak zorunda kalacak. Sizce kim gitmeli?
Basit. Delgado hiç dönmemeli! Çünkü eldeki işe yaramadığı varsayılan Delgado türü oyuncalar, Tabata, Tello, Yusuf bile şu anki halleriyle Delgado’dan verimli… Delgado bugün öyle sıfır durumunda ki hiç değilse sahaya çıkabilen diğerlerine bu nedenle daha iyiler diyorum. Ve… Delgado’nun iyisi ne kadar iş üretiyordu ki?
Bir de seçim arifesinde olduğumuz için yeni transferler söz konusu. Öyle gözüküyor ki; Beşiktaş, birden fazla oyuncu ile yollarını ayıracak. Sizce Beşiktaş, yapması gereken transferi hangi mevkie yapmalı?
Forvete ve arkasına…
Hatta şunu yapabiliyorlar mı?
Tello, Delgado, Tabata, Yusuf… Futbol mantığını hâlâ kavrayamamış Serdar! Bunların tümü keçiboynuzu örneği. Verim devamlılıkları yok. Tümünü göndersinler yerlerine hemen sahaya çıkıp sürekli verimli olacak bir forvet bir forvet arkası ve bir de kenar oyuncusu alsınlar…
Denizli gerçekten kâhin mi! Ne diyorsa çıkıyor gibi. Sizce Denizli, Beşiktaş’ta uzun yıllar kalmalı mı?
Denizli kâhin falan değil. Yalnızca aklını kullanıyor. Ülkemizde çoğu kişi duyguları ve öfkeleri ile hırçın düşünceler üretir, ezberleri kullanırken, Denizli yukarıda söylediğimi yapıyor. Futbol tekniğini, düşünce tekniği ile birleştirip olasılıkları saptıyor. Bir sonuç olumlu da olumsuz da oluşabilecek ise, ‘kesinlik’ katmadan, olasılık olarak ‘olumluyu’ öne sürüyor. Mantık kullanıyor yani.
Geçen yıl 16.haftada 6 puan geride 6.sırada iken, “ligin durumunu 26.haftada görüşelim” dediğinde, 26. haftada şampiyonluk garantileyeceklerini söylemedi Denizli, o günkü durumun on hafta sonra değişebileceğini ve önemli olan verinin 26. haftadaki veri olduğunu ileri sürdü. Hepsi bu idi.
Af edersiniz bendeniz de Beşiktaş 12 puan geride iken Fenerbahçe’yi yakalayabileceğini ileri sürmüştüm. Düşünce tekniği ile bu sonuca varılabilirdi. Oldu nitekim! Futbol tahmininde önemli olan, “olacak” kesinliğinde konuşmamak, “olabilirlik” çerçevesiyle olasılığını öne koymaktır. Bunu da bir mantık tabanına oturtmak gerekir. Futbol yorumlarken, hele maçlara önceden bakarken “Futbolda garantiler yok, ama umutsuzluk da yok” demem bundandır.
Denizli’nin Beşiktaş’ta uzun yıllar kalarak başarılı olması için başkanın, yönetim kurulunun kimler olduğuna ve yönetim karakterlerine bakmak gerek. Bu soruya bugün yanıt veremem.
Denizli’nin oyun anlayışında bir değişim mi oldu? Hücum futbolunun Türkiye’deki mucidi Denizli bazen 6-7 stoperle takım kuruyor. Kadrodan kaynaklanan bir oyun yapısı da bunu tetikliyor belki ama Denizli sanki biraz da “ Gol yemezsek nasıl olsa atarız” mantığı kullanıyor gibi. Sizce Denizli’nin bu tutumu doğru mu?
Denizli elinde hangi silah varsa, sahada onunla savaşıyor. Silahına göre yarışıyor. Şu ya da bu yol. Gemiyi şampiyonluk limanına yanaştırmaktır hedef. Ne yani geçmişte hücumu sevdiği için, bugün iyi yaptığı savunmayı bozup takımın verip kaynağını mı kurutsun!
Beşiktaş 20 gol atarken 10 gol yedi ise… 17 maçın 11’inde gol yemedi ise… Bununla ayakta ise… Mevcut koşullara göre Denizli’nin tutumu doğrudur.
Denizli’nin elindeki malzemeyi hücum ağırlıklı olarak kullanmaya kalkarsanız, söz gelimi Fink ile Ernst’i ya da birini hücuma yönelik oynatırsanız, hücumunuz göstermelik düzelir ve savunmanız tüm ününü yitirir. Ligdeki Manisa maçında bunu biraz yaptılar, Manisa orta alana egemen oldu.
Büyük umutlarla transfer edilen Nihat’ın performansı için ne diyeceksiniz? Nihat için Beşiktaş camiası çok büyük umut besledi. Neticesinde de performansı yüzünden çok büyük hayal kırıklığı yaşadı. Özlenen Nihat geri gelir mi?
Nihat Beşiktaş camiasında büyük umut yarattı ama bu biraz zorlamaydı. Anımsayın, Nihat, Mehmet Topuz transferi yenilgisinden sonra ‘büyük bir isim getirerek başkanın ayıbını örtmek için’ alındı. Zaten İspanya’da zirveden aşağılara inmekteydi. Bonservis bedeli de bu nedenle düşmüştü. Ne var ki gene de Beşiktaş’ta iş yapardı. En azından sezon ilerledikçe daha iyi olabilirdi.
Verimsizliğine neden olarak sezon başı çalışmalarına tam katılmaması gösterilebilir. Ancak bu da bana çok inandırıcı gelmez. Kimi kez bir oyuncu takım arkadaşları ile onun oyun karakteri iyi bütünleşirse verimli oluyor. Bu uyum devre arasında kurulabilir. Nihat her şeye karşın ilk yarıda verdiğinden çok fazlasını verebilecek bir oyuncu. Düşüncem ona sırtını dönemiyor. Her an bir patlama umuyorum.
Denizli, Tabata’ya gerekli sabrı ve şansı vermiyor mu? Tabata’yı değerlendirdiğinizde Beşiktaş’ta beklentileri karşılar mı?
Sansasyonel bir transferin sürekli olmasa da ‘haa bak şu yanı varmış’ dedirten hiç değilse bi gıdımlık çıkışı olmalıdır. Tabata henüz hiç bir şey göstermedi! 12 maçta 1 gol, 2 gol pası var…
Kimi oyuncu oynatılarak kazanılır, ama bu da belli olur. Tabata oynatmamanın getirdiği bir verimsizlikte değil. Nihat da öyle. Denizli’nin açmazı, kurtarıcı olarak gösterilen bu iki adamının ‘kurtarılmayı bekleyen adamlar’ durumunda olmalarıdır.
Bir de diğer iki ezeli rakibe baktığımızda örneğin; Fenerbahçe’de 14,5 milyonluk Mehmet Topuz’un esamisi bile okunmazken, Galatasaray’da 15 milyon Avroluk Elano ve Keita’nın durumu ortada iken, Tabata daha oynamadan medyada “8 milyonluk Tabata bedava gidiyor” söylentilerinin ayyuka çıkmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Beşiktaş kulübünde olayları yönetmek becerisi yok. Topuz da, Elano da, Keita da ortalamada Tabata’dan fazla verimli olmadılar. Elano ile Keita’nın paralarının çok öne çıkarılmaması kariyerlerinin daha iyi olmasından ve bir-iki maçta bir şeyler göstermelerinden. Topuz olayını Fenerbahçe iyi yönetti. Medya ele almadı!
Aslında tüm bunlar bizdeki transfer borsasının olmaması gereken yükseklikte oluşmasının ürünü. Yöneticilerin ve ülkenin pazarlık gücü yetersizliğinden kaynaklanıyor bu yükseklikler. Adama etmeyeceği parayı veriyor ve ondan verdiğimiz çok para paralelinde iş bekliyoruz. Oysa adamda o iş gücü yok! Buna aldırmadan, verimsiz olmasına şaşıyoruz! Asıl şaşılacak bizim bu şaşma durumumuz!
Hakem hataları için ne diyeceksiniz? Biraz ortalığı ayağa kaldıran kulübe anında cevap veriliyor!
Hakemlerimizin çoğu yetersiz. Ve güvensiz. Kendilerine güvenmiyorlar. Bağlı oldukları kuruma güvenmiyorlar. Kendi içlerinde güvenilir bir dayanışma yok. Yorumcu olan eski hakemlerin laf sermayesi durumundalar. Önüne gelen itip kakıyor. Bu yeteneklerine güvenememek ve sahipsizlik düşüncesi onları tedirgin yapıyor.
Bir etkili başkan çıkıp ‘uyan kardeşim’ anlamına bir “hey!” diye bağırsa, hemencecik “al sana istediğin şey” deyiveriyorlar. İlk yarının son haftalarında ligin akışını etkileyecek hatalara imza attılar.
Beşiktaş ve Bursaspor taraftarı arasında süren gereksiz durum için ne diyeceksiniz? Fazla uzayan bir durum değil mi?
Toplumu, toplulukları ve grupları yönetenler hoşgörünün ve hoş görünme ihtiyacının sınırını çizemiyorlar. Kan davası güden sıradan düşünceli grupları sağduyuya çağırmak, bunun yatırımlarını yapmak gerekir. Karşılıklı hoşgörü ve saygı egemen kılınmalıdır. Bir de, kin ateşine odun atarak çıkar sağlayanlara kimlik vermemek gerekir.
Bu mesleğin duayen isimlerinden biri olarak medyadaki yapılanma için neler diyeceksiniz? Şöyle açmam gerekirse; eski şarkıcıdan spor müdürü olur mu?
Biri onda başkasının görmediği yeterliği, yaraşırlığı görmüştür, göreve getirir, olur. Önemli olan o kişinin işi başarıp başaramadığıdır.
Başarıya karar verecek olanlar da o kişiyi o kurumda göreve getiren sorumlulardır. Yargılama için yürütmeyi izlemek, önyargılı olmamak gerekir. Başarısız olursa zararı kendine ve ona görev veren kuruma olacaktır.
Burada mesleksel bir zedelenme karşımıza çıkmaz. Ya da meslek zedelenmez. O kurum zedelenir! Meslek adına fazla kaygılanmaya gerek yoktur.
Meslektaşa sahip çıkmanın yolu da birilerini suçlamak değil, güçlü olabilmektir. Yanlış olduğuna inanılan bakış açılarını değiştirecek mesleksel yatırımlar yapabilmektir.
Ülkemizde şöyle bir gerçek var:
Söz gelimi bir kişiye bir takımın formasını giydirip sahaya sokarlar, ama başarılı olamaz ise bunu yinelemezler.
Ancak bir kişiye kalem verdiklerinde, gereğince taşıyamasa da o kalem onun elinde bırakılır! Takımın gol yemesine tahammül yoktur da toplumun sağlıksız beslenmesine katlanma vardır!
İşte buna dikkat çekmek gerekir.
Kişiye saldırmak, kusura bakmayalım, kuru sıkı atmak gibi bir şey olmakta…
Bir de şunu sormam gerektiğini hissediyorum. Şantaj yapan spor müdürleri var. Bu mesleğin duayenlerinden biri olarak, bu tür insanlara bir mesajınız var mı?
Önce şunu anımsayalım. Hiç kimse yargı kararı ile suçlu sayılmadıkça, suçlu gösterilemez.
Genel anlamda bakar isek, şantaj toplumu kemiren virüslerden biridir. Kurutulması gerekir.
Bir konuşmamızda bana “ Günde 18 saat çalışıyordum. Bu yoğun çalışmanın neticesinde; mide kanamaları, kalp krizi geçirdim” demiştiniz. O günlerden bu zamana geliş sürecinizi değerlendirdiğinizde şu anki duruma bakıp üzülüyor musunuz?
Üzülüyor muyum? Pek emin değilim!
Çalışıp üretmekten mutlu oluyorsanız, onun bedelini ödemekten de yakınmazsınız.
Toplum yapısı ile birlikte kimi değerler değişti.
Takım oyunu azaldı, forma aşkı bitti, bireysel çıkarcılık arttı. Kendine oynayanlar çok. Sistem bireye karşı bugün daha acımasız, ezici.
İnsanlar da buna karşı umursamazlık kullanıyor!
Kim bilir bugünün yapısına uygun çalışabilse idim, kanama da geçirmezdim, kriz de…
Daha çok da para kazanırdım.
Ancak… 45 yıldır, iş geçişleri arasındaki birkaç ayı saymaz isek hiç işsiz kalmadım. Karnım hep doydu.
Ve de gönlüm hep doldu.
Benim unvanım iki sözcükten oluşur: ‘Güven’ ve ‘Taner’. Toplum içinde tanışmadığım insanların bana adımla seslenip, sıcak bakışlarla hatırımı sorması benim en büyük mutluluğumdur.
Beşiktaş taraftarının sert sözüme bile ses etmemesi, Fenerbahçe taraftarının maçı beklerken kahve ısmarlaması, Galatasaraylının yeni katıldığım kuyrukta koluma girip beni en öne geçirmesi, Trabzonlunun maç çıkışında aracına alıp otelime götürmesi harcamamaya titizlendiğim zenginliğimdir.
Çalışmak, insan için üretmek, topluma katkıda bulunmak amacıyla alçak gönüllülükle, özveri ile saygı ve olabildiğince sevgi kullanarak mücadele etmek benim düsturumdur. Böyle olunca, kalbinizdeki dikişler, midenizdeki yaralar gurunuz, madalyalarınız oluyor. Sevinciniz oluyor.
Peki şarkıcıdan spor müdürü olur mu? Bu işin mutfağından gelen ve bir o kadar da meşakkatli yollardan geçenlere çok büyük haksızlık olmuyor mu?
Bu konunun bir boyutunu az önce işledik.
Haksızlığı yalnızca burada mı görüyorsunuz? Ya mutfaktaki aşçıların, garsonlara, yamaklara; onların da aşçılara yaptıkları? Meşakkat yolcularının birbirine attıkları kazıklar?
Kendi içyapınızı düzeltip geçerli bir sisteme bağlayarak bir güç oluşturmadan, dışarıdan verilen rahatsızlığı gideremezsiniz. Saygı üretemezsiniz. Sizi takmazlar! Bunu görelim.
Benim için en kutsal değer emektir, çalışmadır. Kim çalışıyorsa, kim üretiyorsa ve kim bunlara saygı gösterip değer veriyorsa benim kıymetlim onlardır.
Beşiktaş’ın şampiyonluk şansını nasıl görüyorsunuz?
Elbette şansı var. 8 haftada 12 puanın kapatılabildiği bir ligde ‘verimde süreklilik gösteren’ her takım şampiyon olabilir. Beşiktaş da olabilir. Hele devre arası transferini iyi yapabilirse…
Beşiktaş önündekilerden yalnız lider Fener’i yendi ve Galatasaray, Bursa, Kayseri’ye yenildi. Buna karşın kapatılabilir bir puan farkları ile geride.
Bir bunu, bir de şunu unutmamalı:
Beşiktaş hamlesini hemen yapmaya başlamalı. Zira ligin boyu yarıya indi. İlk 6 haftada 12 puan geriye düşmenin yarattığı endişe ile 23.haftada o kadar geriye düşmenin yaratacağı zorluk farklıdır.
Ve yeni bir sorun da ortaya çıktı. Hem Rüştü, hem Hakan sakat ve tedavilerinin uzun süreceği bildiriliyor. Ferrari de bir ay olmayacak… Holosko’dan hala ses yok! Bunların verime olan etkisi önemlidir.
Röportajı bitirip beraber yola koyulduk. Üstadın elini öptük, ayrıldık. Giderken kulağımıza bir şeyler fısıldadı. “İçimden biraz daha zaman var dedim.”
Röportaj: Serkan Üstüner
serkanustuner@kartalhaber.com
Bu Haberi Beğendiyeseniz Beğen Butonuna Tıklayınız!
93850 Defa Okundu
ANKET

Tüm dvd film fırsatları için tıklayın !
DİĞER HABERLER
YAZARLAR








GÜVEN TANER
GÜNTEKİN ONAY
ORHAN YILDIRIM
TUĞBA HACIBAYRAMOĞLU